KAVGA YA DA ANLAŞILMAK

  • Yazının Tarihi: 16 Aralık 2013
  • Yazar: Şahin Altay ÖNAL
  • Bu yazı 234 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Dershane kalkışmasının başladığı günden beri ‘fazla söz sözü açmayı zorunlu kılar. Uzun bir geçmişe ve dolayısıyla çok yönlü, değişken ve yoğun bir ilişkiler ritmine tabi olan Hizmetçiler n’ola makul bir yerde durabilseler’ temennisi aklı yetenlerce uygun her ortamda dile getirilmeye çalışıldı ama pek etkili olmadı.

Fethullah Gülen’in 11.12.2013 tarihli Herkül Nağme – 398. Nağme’sinde yer alan tashihleri ve önerileri doğrultusunda ise mezkur tartışmadaki tansiyonun artık düşeceğini umabiliriz.

Değilse, devletin dershanelerle ilgili düzenlemesine (doğal bir vatandaşlık hakkı olarak yapılan) itiraz İktidarı yıpratmanın bir vesilesi olarak kemikleştiği gibi, bundan rahatsızlık duyan vicdan sahiplerinin karşı itirazı da leblebide kalmayıp, nohudun dikimine kadar inecektir.

Bunun yerine mahkemenin kadıya mülk olmamasını, mülkün kendisinin asıl amacın yerine geçmesini, İktidarın mühletini, muhalefetin sıkletini, dershane olsun mu olmasın mı vb. konuları kendi esas ve bağlamları içinde bağcıyı dövmeye gerek kalmadan konuşmak ve sonuçta şu ya da bu şekilde bir hükme ulaşmak, kısaca kavgayı değil anlaşılma kaygısını öne almak daha evladır.

Yine de istitraden belirtmeliyim ki, Gülen’in ‘örgüt’ nitelemesine neden o kadar kızdığını anlayamadım.

Kullanılış tarzına göre örgüt kelimesi, hareket kelimesinden çok  da farklı, kötü bir kelime değil.

En basit yaklaşımla sosyal medyadan televizyona, radyodan gazeteye, yayınevlerinden dergilere dört koldan yürütülmüş bir kalkışma bunların toplamını bir örgüt altında bütünlemeyi ve öyle nitelemeyi zorunlu kılar. Buradaki niteleme hareketin ortaya çıkış ve eyleniş biçimiyle ilgilidir yoksa kimse IRA türünden bir örgütü kastetmemiştir ve edemez de. Aynıyla kimse de örgüt kelimesini kullananları kapsamı, muhatabı belirsiz bir ihanet suçlamasının içine çekemez, çekmemelidir de.

Evet 398. Nağme’yle birlikte dershane konusuna son noktamı düşüp, önceki yazımda kaldığım yerden cemaatle ilgili özel, öznel düşüncelerimi paylaşmaya devam edeyim. Ancak hemen belirteyim ki, sıcak gündeme oturması nedeniyle Hizmet’i örnek veriyor olsam da cemaatten büyük harfle yazılanı değil küçük harfle yazılanı kastediyorum.

Geçen yazımın sonunda vurguladığım ayrışmayı iki bloklu bir yapı şeklinde düşünmek yanlış olur. Bu daha çok dualarıyla, gönülden teşvikleriyle ‘açık siyaseti’ teşvik eden cemaatlerin çokluğuna, ‘gizli siyaseti’ seçenlerin azlığına dair bir belirlemeden ibarettir.

Malum olduğu üzere ‘bizde’ siyaset, onun dünyadaki muhtemel bedellerini ödemeye, ahirette ise hesabını vermeye kararlı insanlar tarafından yapılır.

Cemaatler ise belirli perspektiflere bağlı aydınlanma ve terbiye mektepleri olarak siyasileri sessiz bir kabul ya da ret ile destekleyip desteklememe imkanını ellerinde tutarlar. Çünkü onların mensuplarının güvenliği, huzuru açısından kimi ekonomik yapıları kurmakla yükümlü olsalar da birincil amaçları dünya kırgını gönüllerin inşasından ve aydınlatılmasından, kirlenmiş zihniyetlerin inançla arındırılmasından ibarettir.

Gülen’in de verdiği bir örnek olması bakımından zamanımızdaki Nakşiliğin dört büyük kolundan birini oluşturan merhum Muhammed Raşid Erol hazretlerinin cemaatini buna örnek olarak verebilirim.

Bu cemaatin oluşturulan modern yapılardaki kendine yeterlilik ilkesi, pratik ihtiyaçlara bağlı hizmet esası, reklam kirliliğinden uzak durma hassasiyeti ve özellikle siyasi konularda keskin köşeler edinmeme niyet ve çabası bilinen bir husustur.

Yine bilinen odur ki, bu cemaatin mensupları siyasi /gayri siyasi her olaya el atmak, her sorunda görüş belirtmek suretiyle kendilerini sahneye taşımaktan kaçınırlar.

Dolayısıyla onlar için bir ‘Devekuşu kompleksi’nden söz edilemez.

Bu kompleks hem binlerce adsız kahramanların fedakarlıklarıyla yürüdüğü iddia edilen hem de görünürlüğü, büyüklük övüncünü gündelik hal ve dilin nesnesi haline getiren yapılara mahsustur.

Telkin edilen şekliyle bir ‘tarikat’ olmayan ama ancak bir tarikat silsilesinin sağlamlığı ve masumiyetiyle eleştiriden masun ve muaf olan liderliği ve onlara koşulsuz teslimiyeti esas alan bu yapılar tam da bir çelişkiler laboratuvarıdır.

Hasılı ‘Devekuşu kompleksi” bir kere bulaşınca kolay kolay izale edilemez bir virüstür. Onun yüzünden liderin hataları sorgulanamazlık, yanlışları doğruluk katına yükseltilir. Bu durum planlı hareket edenin planındaki, projesi olanın uygulamasındaki, açık siyaset sahibinin netliğindeki muvazeneyi bozacak bir seviyeye ulaştığında ise işler tümüyle birbirine karışır.

Oysa ki, her şey kendi hakikatine uygun olan karşılığı bulur; başkalarınca anlaşılmak isteyen kendi kendisini bulandırmadığı takdirde anlaşılma minnet ve mihnetinden de kendiliğinden kurtulmuş olur.

(YENİ ŞAFAK, 13.12.2013)

Bir Yorum Yazın

CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi